top of page

Al-i İmran Suresi 3:59'un sonuçları: Müslümanlar İçİn meydan okuma

  • kesfetmekursu
  • 4 Şub
  • 8 dakikada okunur

Tarihi taş duvarda parlayan bir kapıdan silüet şeklinde bir figür çıkıyor. Arka planda eski taş duvar, zemin çimenli.
Dirilen Mesih

Al-i İmran 3:59, Cin 72:18-20; Zuhruf 43:61 ve Lokman 31:28 ayetleri İsa'nın kıyametten önce diriltildiğine ve insanlığın dirilişiyle ilgili olarak Allah tarafından kendisine özel bir rol verildiğine tanıklık etmektedir. Bu nedenle, Kuran'ın genel mesajı ışığında, Al-i İmran 3:59'u Adem'in dünyevi yaratılışı ile İsa'nın dirilişi arasında bir karşılaştırma olarak okumak son derece akla yatkındır. İsa'nın dirilişi, Adem'in yaratılışı gibi, açıkça Allah'ın, insanlığın geri kalanının yaratılmasına veya dirilişine yol açan bir eylemidir (Lokman 31:28). İsa'da bu aynı zamanda dirilişin gerçek olduğuna dair bir işarettir (Zuhruf 43:61). Yukarıda bahsedilen ayetler (Zuhruf 43:60 ve Lokman 31:28) ışığında, Al-i İmran 3:59'da Adem ve İsa arasında yapılan karşılaştırmanın ilk yönü açıklığa kavuşur: her ikisi de ilk-doğandır, Adem ilk yaratılışta ve İsa ikinci yaratılışta. İnsanlığın geri kalanından önce gelirler ve onun temsilcileri olarak dururlar (bkz. Lokman 31:28ʼdeki ʼtek kişiʼ).

Böyle bir okumada Kuran artık İncil'le çelişmez, aksine orada zaten bulunan Adem'in yaratılışı ile İsa'nın dirilişi arasındaki karşılaştırmaları ve Adem ile İsa'nın insanlıkla ilgili rollerini teyit eder (1. Korintliler 15:20+44-45):

ʼOysa Mesih, ölmüş olanların ilk örneği olarak ölümden dirilmiştir. Doğal beden olarak gömülür, ruhsal beden olarak diriltilir. Doğal beden olduğu gibi, ruhsal beden de vardır. Nitekim şöyle yazılmıştır: “İlk insan Adem yaşayan can oldu [Yaratılış 2,7].” Son Adem’se [yani İsa] yaşam veren ruh oldu.ʼ


Yukarıda belirtildiği gibi, Al-i İmran 3:59, tabiri caizse, İsa'ya ilişkin Müslüman inanç bildirgesidir. Elbette, bu ana ifadenin yukarıda sunulan yeni anlayış tarzının, Kuran'daki İsa portresine ne gibi etkileri olduğunu da düşünmeliyiz. Hz. Muhammed, takipçileri ve etrafında toplanmış insanlara olan etkileri, hemen Al-i İmran'ın yakın bağlamında tartışılmaktadır. Al-i İmran 3:60-64, Hz. Muhammed'e, İsa hakkındaki bildiriye (Al-i İmran 3:33-59) gelen çeşitli tepkilerle nasıl başa çıkması gerektiği konusunda talimat verir:

''Bu, Rabbinden sana gelen hakkın tâ kendisidir; [a)] sakın şüpheye düşme. [Ümit Şimşek Meali] [b)] Sana gelen bu bilgiden sonra her kim bu konuda seninle tartışmaya kalkışırsa, de ki: “Gelin, çocuklarımızı ve çocuklarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı, kendimizi ve kendinizi çağıralım, sonra da Allah’ın lâneti yalancıların üzerine olsun diye dua edelim.”İşte bunlar gerçek haberlerdir [İsa hakkındaki]. Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur. Muhakkak ki Allah, evet O, mutlak güç ve hikmet sahibidir. Eğer yine yüz çevirirlerse, kuşkusuz Allah bozguncuları çok iyi bilmektedir. [c)] De ki: “Ey Ehl-i kitap! Sizinle bizim aramızda müşterek olan bir söze gelin: Yalnız Allah’a tapalım, O’na hiçbir şeyi ortak koşmayalım ve Allah’ı bırakıp da içimizden bazıları diğer bazılarını rab edinmesin.” Eğer yine yüz çevirirlerse, “Şahit olun ki biz Müslümanlarız” deyin.

İsa hakkında söylenenlerin, bu metne göre, üç gruba yönelik etkisi vardır: a) Hz. Muhammed, b) bildiriye karşı çıkan herkes ve c) orada bulunan Necranlı Hristiyanlar.


a) Şaşırtıcı bir şekilde önce Hz. Muhammed'e, kendisinin İsa hakkında vahyedilenlerden şüphe duymaması (l-mumterîn(e)) emredilir, çünkü bunlar ilahi gerçektir (Al-i İmran 3:60). Müslüman yorumcular, Hz. Muhammed'in bile bazen İsa'nın ikinci bir Tanrı olabileceği düşüncesini aklından geçirdiğini ve Allah'ın burada Peygambere bu tür düşünceleri açıkça yasakladığını varsayarlar. Ancak İsa hakkındaki bildirinin (Al-i İmran 3:33-59) hiçbir kısmında onun olası tanrısallığı konusu ele alınmaz. Yukarıda gördüğümüz gibi, burada daha çok İsa'nın 'G-D'si (gebe kalması ve doğumu; 42-45 ayetler), dünyevi hayatı (46-54 ayetler), dünyadan çağrılışı ve Allah'a yükseltilmesi (ayet 55) ve bu konumdaki durumu (ayet 59) ele alınmaktadır. İsa'nın ‘Allah huzurundaki’ durumu, Adem'in ‘Allah huzurundaki’ yaratılışına benzer. Adem ilk yaratılış düzeninin ilk yaratılanı olduğu gibi, İsa da ikinci yaratılış düzeninin ilk dirilenidir. İsa, ilk insan olarak dirilmiş ve Allah'a geri dönmüştür. Ayrıca, Hristiyanların İsa'nın tanrısallığına dair iddialarını hedefleyen bir yorum pek ikna edici değildir, zira Hz. Muhammed başka bir yerde, Allah'ın vahyine dair şüpheleri (l-mumterîn(e)) olması durumunda, tam da Yahudiler ve Hristiyanlar'dan rehberlik istemeye yönlendirilir (Yunus 10:94): ''Eğer sana indirdiğimiz şeyden şüphe içinde isen, senden önce Kitab’ı (Tevrat ve İncil’i) okuyanlara sor. Andolsun ki, sana Rabbinden hak gelmiştir. O hâlde, sakın şüphe edenlerden olma!' Dolayısıyla Hz. Muhammed'in, düzeltmesi gerektiği inanç içeriklerinden değil, Hristiyanların haklı olarak savundukları inanç içeriklerinden kuşku duyduğunu varsaymalıyız. Ayet 59 ile ilgili açıklamalarımızdan yola çıkarak, Hz. Muhammed'in bazen İsa'nın dirilişine ve onun tüm insanlığın dirilişindeki rolüne dair şüphe duyduğunu söyleyebiliriz. Bu arada, Hz. Muhammed bu konuda yalnız değildir. İncil'de diriliş hakkındaki bölümleri okuduğumuzda, özellikle havarilerin ve yakın arkadaşlarının İsa'nın dirilişine karşı imansızlıkları dikkat çekicidir (bkz. Yuhanna 20:24-29; Matta 28:17; Luka 24:11-41; vb.). Günümüze kadar kilise tarihi boyunca da İsa'nın dirilişi en çok şüphe duyulan inanç konularından biri olmuştur. Ayrıca Kuran'da, Hz. Muhammed'in çağdaşları, İsa'nın dirilişine dair artık kuşku duymamaları için uyarılırlar (Zuhruf 43:61; İsa, diriliş saatinin işaretidir). Bu nedenle, burada Hz. Muhammed'e bile İsa'nın dirilişinden şüphe etmemesi gerektiği söylenmesi şaşırtıcı değildir. Allah, bu tür şüpheleri açık ve net bir şekilde yasaklamaktadır.''Gerçek, rabbinden gelendir. Öyle ise kuşkulananlardan olma. (Ayet 60).


Keşişler ve pelerinli kişiler, bir dağ manzarasına karşı güneşe bakıyor. Bembeyaz bulutlar huzurlu bir atmosfer yaratıyor.
Mubahele Olayı mı?

b) İkincisi, (i) aile üyelerini çağıran (a.61) ve (ii) Hz. Muhammed'den yüz çevirip tehlike oluşturabilecek (a.63 ‘bozguncular/fesatçılar’) bir grup insandan bahsedilmektedir. Her iki tanım da misafir olarak gelen Hristiyanlara uymamaktadır: (i) aileleri çok uzaktadır (yaklaşık 1000 km) ve 61. ayette talep edildiği gibi, onları makul bir süre ve ekonomik çerçeve içinde çağırmak imkansız olurdu: “...Gelin, çocuklarımızı ve çocuklarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı, kendimizi ve kendinizi çağıralım ...”. Ayrıca, İsa'nın dirilişi resmi Hristiyan inanç bildirgesinin de bir parçasıdır1, yani bu diriliş Hristiyanlar için Hz. Muhammed ile tartışılacak bir konu değildir. İsa hakkındaki gerçekler nedeniyle Hz. Muhammed'den yüz çevirebilecek insanların, ilk olarak, aileleriyle aynı yerde yaşayan, yani Hz. Muhammed'in öğretilerine ilgi duyan insanlar olduğu anlaşılmaktadır. Yani Hz. Muhammed, coğrafi anlamda uzak olan Hristiyanları değil; kendi halkını, yerleşik Yahudi ve Hanifleri, Allah'ın İsa hakkında vahyettiği gerçeği herhangi bir itirazda (61. ayet: tartışmak, münakaşa etmek, çekişmek) bulunmadan inanmaya davet etmektedir.2 (ii) Kuran'da İsa hakkında açıklanan bu gerçeklere sırt çeviren ve Hz. Muhammed'in otoritesine ‘tartışarak’ karşı çıkan insanlar ‘bozguncular/fesatçılar (bil-mufsidîn(e); f-s-d) olarak adlandırılır. ‘Bozguncular/fesatçılar’, sosyal, siyasi, hukuki veya dini düzeni bozan insanlardır.3 Allah burada Hz. Muhammed'e, Hz. Muhammed'in otoritesini sorgulayarak toplumsal düzeni bozabilecek bu tür insanlardan korkması gerekmediğini temin eder. Ayette bu şöyle gerekçelendirilir: vahyin içeriği gerçekten hakikate uygundur, bozguncular Allah'ın laneti altındadır ve Allah bozguncuları çok iyi tanımaktadır. Hz. Muhammed, olası hoş olmayan sonuçlardan korkarak bu “bozguncuların/fesatçıların” baskısına boyun eğmek zorunda değildir, aksine Allah'ın birliği, mutlak gücü ve hikmetine güvenerek İsa hakkındaki gerçeği güvenle duyurabilir. BuradakiAllah'tan başka hiçbir ilah yoktur” ifadesi, orada bulunan Hristiyan misafirlerle tartışılan içeriğe atıfta bulunmamakta, aksine Hz. Muhammed'e, yakın çevresindeki itirazlara rağmen ilahi gerçeğe sadık kalması için gerekli güveni vermektedir. Necran'dan gelen Hristiyanlar, bu tür ‘bozguncular/fesatçılar’ kategorisine girmezler, çünkü uzaklardan gelmişlerdir ve Hz. Muhammed'in otoritesini sorgulasalar bile yerel düzeni uzun vadede bozmayacaklardır. Özetle, Al-i İmran 3:61-63'te tanımlanan insan topluluğunun her iki tanımının da orada bulunan Hristiyanlara uymadığını belirtmek isteriz: Lanet duası, oradaki Hristiyanlara değil, şüphe duyan Müslümanlara ve inanmayan Araplara, Yahudilere ve Haniflere yöneltilmiştir.


Al-i İmran 3:59'un yukarıdaki yorumuna dayanarak bu ayetten, gerçek Müslümanların İsa hakkında vahyedilen gerçekten hiçbir şekilde kuşku duymamaları gerektiği sonucuna varıyoruz. Burada özellikle onun dünyadan çağrılması ve Allah'a yükseltilmesi (55. ayet) gerçeği söz konusudur ki bu, Adem'in ilk yaratılışına benzemektedir. İsa'nın henüz insanlık tarihi içerisindeki erken dirilişi ve insanlığın dirilişiyle ilgili temsilci görevi, Müslümanlar tarafından hiçbir şekilde inkar edilmemesi gerekir.


c) Son olarak, orada bulunan Hristiyanlar'a da hitap edilmektedir: Hz. Muhammed'in İsa'ya şüpheyle yaklaşan takipçilerinin dışlanmasından sonra, Hz. Muhammed, İsa hakkındaki vahyin içeriğinin orada bulunan Hristiyanlar ve Müslümanlar arasında ortak bir inanç temeli oluşturmasını ummaktadır: Ey Ehl-i kitap! Sizinle bizim aramızda müşterek olan bir söze gelin4: Yalnız Allah’a tapalım, O’na hiçbir şeyi ortak koşmayalım”. Bu ortak inanç temelinde, iki inanç topluluğu; ne Hristiyanların Müslüman (Hz. Muhammed de dahil olmak üzere) egemenliği altına ne de Müslümanların kilise otoritesi altına girmeden varlıklarını yan yana sürdürebilmelidir: ve Allah’ı bırakıp da içimizden bazıları diğer bazılarını rab edinmesin. Her iki grup da doğrudan Allah'ın egemenliği altında yaşamalıdır. Yani Hz. Muhammed, İsa ile ilgili inanç konularında birliği savunurken, iki topluluğun örgütlenme biçiminde bağımsızlığı savunmaktadır. Yalnız Allah’a tapalım, O’na hiçbir şeyi ortak koşmayalım ifadesi, ayrıca Hristiyanların İsa'ya karşı tutumunu da kapsamaktaysa, bu bizim yorumumuzu desteklemektedir: Allah'a kıyasla İsa'nın konumunun ne olduğu sorusunu konuşmak, ancak İsa, Allah'a yükseltildikten ve onun oradaki durumu, Adem'in yaratılışındaki durumuyla karşılaştırıldıktan sonra anlamlı hale gelir. Erken dönem Hristiyanlar için İsa'nın ilahiliğini iddia etmenin temel dayanağı, onun olağanüstü doğumu değildir. Bundan ziyade bu iddianın kökeni, onun ölümden dirilişi ve Rab'be yükseltilmesine dayanmaktadır. Bu diriliş ve yükseltiliş ona üstün bir konum, evrendeki en onurlu isim ve tüm insanların itaatkar saygısını kazandırmıştır.5 Allah ile olan ilişkisi hakkında soruların ortaya çıkmasına neden olan, onun Allah'ın huzuruna yükseltilmesidir: Hz. Muhammed, 55+59. ayetlerde tam da bu olaya atıfta bulunur ve onu Adem ile karşılaştırarak sınıflandırır. Daha önce de belirtildiği gibi, Hz. Muhammed, İsa'nın dirilişteki önceliğini ve diğer insanlar için vekil rolünü kabul eder. Ancak bu, Hz. Muhammed için İsa'nın Allah'ın yanında rakip olarak görülebileceği anlamına gelmez. Aslında, tanıdığım Hristiyan gruplar da en azından teorik olarak bu son görüşü paylaşmaktadır. Yine de, eğer Hristiyanlar Hz. Muhammed'in ortak inanç beyanı ve örgütsel bağımsızlık önerisini reddederse, onlardan, en azından Hz. Muhammed'in takipçilerinin gerçekten Allah'a bağlı olduklarını onaylamalarını ister: Şahit olun ki [-şhedû] biz Müslümanlarız [muslimûn(e)]’ (Al-i İmran 3:64). Bu ayette İsa'nın havarilerine yapılan atıf gözden kaçırılmamalıdır: ... Havariler cevap verdiler: “Biz Allah için yardımcılarız; Allah’a inandık, şahit ol ki bizler Müslümanlarız.”’ (Al-i İmran 3:52). İsa'nın, havarileri hakkında şahitlik ettiği şeyin aynısı, şimdi Hristiyanlardan, Hz. Muhammed'in takipçileri hakkında şahitlik etmeleri istenmektedir: onlar müminlerdir. Bu, Allah'ın laneti altında duran insanlara yöneltilebilecek bir istek değildir (bkz. ayet 61-63).


Al-İ İmran Suresİ 3:59'un sonuçları: Müslümanlar için meydan okuma, Hıristiyanlar için değil

Al-i İmran 3:59'un yakın bağlamına bakıldığında, öncelikle Al-i İmran'daki ifadenin hiçbir şekilde özellikle Hristiyanları düzeltmeye yönelik bir işlev görmediği söylenmelidir. Aksine, önce Hz. Muhammed'i (3:60), ardından da her Müslüman'ı – ve tabii ki diğer tüm insanları (3:61) – tarih içinde İsa'nın dirildiğine inanmaya davet etmektedir. Hristiyanlarla ise Hz. Muhammed, 59. ayet sayesinde ortak bir inanç temeli bulmayı ummaktadır. Al-i İmran 3:59'un yakın bağlamına dayanarak, yaygın Müslüman yorumunun aksine, 59. ayetin öncelikle Hristiyanlara değil, Müslümanlara inançları konusunda meydan okumak istediği sonucuna varıyoruz.

Al-i İmran 3:59'u ayrıntılı bir şekilde irdeleyerek Kuran'ın İsa hakkındaki ana mesajının öncelikle Hristiyanlara yönelik olup olumsuz bir uyarı niteliği taşıdığı şeklindeki yaygın varsayımı çürütmeyi başardık. Hz. Muhammed'in Hristiyanlarla olan münakaşasından, Kuran'ın özellikle Müslümanları, İsa'nın hayatı ve işleri hakkındaki görüşlerini sorgulamaya davet ettiğini öğreniyoruz.

Demek ki Al-i İmran suresİ 3:59'un sonuçları: Müslümanlar için meydan okuma, Hıristiyanlar için değil.



1O [İsa]… Kutsal Yazılar uyarınca üçüncü gün dirildi, göğe yükseldi ve Baba’nın sağında oturdu.” (İznik İnanç Bildirgesi – https://saglamtemel.com/iznik-inanc-bildirgesi/ (31/01/2026)).


2 Ancak Türk Diyanet İşleri Başkanlığı'nın resmi yorumu şu şekilde uyarıyor: 'siyer, hadis ve tefsir kaynaklarındaki bilgiler Necran heyetinde bulunanların kimlikleri (kadınların ve çocukların bulunup bulunmadığı) hususunda kesin sonuçlara ulaşma imkânı vermemektedir' (https://kuran.diyanet.gov.tr/tefsir/%C3%82l-i%20%C4%B0mr%C3%A2n-suresi/354/61-ayet-tefsiri (14/06/2022)). Yine de, hitap edilenlerin sırası açıkça bellidir: önce Hz. Muhammed'in kendisi (60. ayet), sonra çevresindeki insanlar (61-63. ayetler) ve son olarak da Kitab-ı ehli (Hristiyanlar; 64. ayet).


3 ‘'Fesâd’ (f-s-d) Arapça’da masdar olarak “bozulmak, çürümek; sağduyudan sapmak” vb. anlamlara gelir. İsim olarak da “zulüm; çalkantı, düzensizlik; kuraklık, kıtlık” mânalarında kullanılmıştır. ... Kur’ân-ı Kerîm’de on bir âyette fesad kelimesi, otuz dokuz âyette de bunun türevleri geçmektedir (bk. M. F. Abdülbâkī, el-Muʿcem, “fsd” md.). Bu âyetlerde düzen, sistemli bir bütün olarak kavranan âlemin ve toplumun, dolayısıyla ferdin var oluşuna temel olan fıtrî ve tabii denge ile aynı çerçevede ele alınmakta, fesad da bu düzen ve dengenin bozulmasını yahut bu dengeden çıkmayı ifade etmektedir. … Fesad ve ifsad kavramları içtimaî, siyasî, hukukî ve dolayısıyla dinî düzenle ilgili bir konumda kullanıldığında yine belli bir düzen veya dengenin bozuluşunu ifade eder” (İLHAN KUTLUER, "FESAD", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/fesad (24.05.2023)).


4 Eğer 61. ayette Hristiyanlar düşman olarak kastedilmiş olsaydı, bu ifade hiçbir anlam ifade etmezdi. Çünkü o zaman Allah, lanet duasıyla bu Hristiyanları ortadan kaldırmış olurdu ve inanç konusunda barışçıl şekilde yan yana yaşamayı ve aynı zamanda kurumsal bağımsızlığı savunmak için bir neden kalmazdı.


5 Bakınız Filipililer 2:6-11: 'O, Tanrı’ya benzer yapıda olduğu halde, Tanrı’ya eşit olmayı aklından bile geçirmedi. Fakat her şeyini bıraktı ve kul yapısını alıp insan olarak var oldu. Üstelik, insan olarak var olduğunda kendisini alçalttı ve ölene dek, evet, işkence direği üzerinde ölene dek itaatli oldu. İşte bu nedenle de Tanrı onu daha yüksek bir konuma getirdi ve ona her isimden büyük bir isim verdi ki, gökte, yerde ve yer altında olan herkes İsa’nın ismini tanıyarak diz çöksün ve her dil, İsa Mesih’i Efendi olarak kabul ettiğini açıkça söyleyerek Babamız Tanrı’yı yüceltsin.' (Yeni-Dünya-Çevirisi 2013, https://www.jw.org/tr/kutuphane/kutsal-kitap/bi12/kitaplar/filipililer/2/).

Yorumlar


Yararlı bağlantılar
Sorumluluk reddİ beyanı
Kullanım Polİtİkası
  • Grey Instagram Icon
  • Grey Facebook Icon
Gİzlİlİk Polİtİkası
Şartlar ve koşullar

© 2035 by The New Frontier. Powered and secured by Wix

bottom of page